Statüko Çıkmazında Türk Dış Politikası
Yanlış anlamayın.
Her zaman için “adamlar şöyleyken, biz böyleyiz” şeklinde yakınmaları, bu milletin özgüvenini baltalamak; ümitsizlik, çaresizlik içinde boğmak maksadıyla savrulduğunu düşündüm.
Benim bu yazıda ele alacağım bazı yakınmalar, işte bir asırdır bu ülkeyi maceradan maceraya sürüklemekten çekinmeyen, onu “cüceleştiren” zavallıların “dış politikamıza” yansıttığı acziyetten ibarettir.
ABD, burnumuzun dibinde “Irak’ta ne yapmalıyım? İran’a girmeli miyim, yoksa girmemeli miyim?”i tartışırken, biz hala dış politikada “statükonun demir kafesinde mi duralım, yoksa artık bu kafesten çıkalım mı?”yı tartışıyoruz.
İşin aslı mı?
İşin aslı ben bugün, devletimizin “mevcudu” koruma ısrarındaki “gericiliği” veya “art niyetliliği” değil, aktif dış siyasetindeki alternatifleri tartışmak isterdim.
600 yıl kıtalara kök salmış bir devletin torunları olarak seksen yılda ilk defa Afrika’ya açılmayı akıl etmiş bir hükümeti alkışlamak yerine, 80 yıllık Afrika politikalarına “getirdiklerini”, “yaptığı açılımları” tartışıyor olmak isterdim.
Kıbrıs’ta Lokmacı Geçidi’ni açmayı dahi siyasi bir kriz haline getirmeyi başaran omzu kalabalık bürokratları aklım almıyor.
Avrupalıların ağzını açık bırakan diplomatik bir hamleyle, limanları açıp, son dakika golü atmaya çalışan bir hükümete çocuklar gibi rest çekip, bir çuval inciri berbat eden bir devlet başkanına sahip olduğumuza inanamıyorum.
AB’nin açılımını bile bilmekten aciz olanların, AB karşıtlığını gördükçe güleyim mi, ağlayayım mı şaşırıyorum.
AB’yi oyuncak gibi kullanıp “demokrasi” ve “yabancı sermaye” ithal ettiğimizi AB’nin kendisi bilmiyor mu?
Ama bize “Sizi kesin olarak kabul etmeyeceğiz” diyebiliyorlar mı?
Tabi ki AB politikamız hakkında bahsettiklerim bu vizyonun bir bölümüdür. Ama şu basit denklemi dahi görmek istemeyenler beni kahrediyor.
Bırakın AB’yi…
Orta Asya’da bize muhtaç milyonlarca kardeşimiz bir yandan “Bağımsız Devletler Topluluğu” ile Rusya’ya bağlanmış, bir yandan “Şangay İşbirliği Örgütü” vasıtasıyla yine Rusya ve Çin tarafından kıskaca alınmışken “vah vah” etmek yerine, Orta Asya’da kurduğumuz büyük enerji ve ekonomik birliklerinin vizyonunu tartışmak isterdim.
Kağıt üzerinde sürünen Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın bölgede sözü geçen, bazı adımlar atılmadan önce ağzından çıkacak söze bakılan büyük bir örgüt haline geldiğini görmek isterdim.
Rusya tarafından doğalgazla tehdit edilen bir ülke değil, kurduğu enerji ağı ve bağlı anlaşmalarıyla Rusya’yı tehdit edebilen bir devlet olmayı isterdim.
Yüzyıllarca aynı coğrafya üzerinde omuz omuza mücadele verdiğimiz Arapları yıllar yılı düşman ilan ettiğimize hayret ediyorum. Arap sermayesi, Arap yatırımı, Araplarla işbirliği deyince yüzünü buruşturanlara bir anlam veremiyorum.
Oysa ki ben devletimi, bilhassa İKÖ vasıtasıyla, Araplarla işbirliği içinde, ortak bir sesle, dünyaya meydan okurken görmek isterdim.
Lübnan’a arabuluculuğa gitti diye başbakanı alkışlıyoruz.
Çünkü bu ve benzeri hamleleri ilk defa görüyoruz.
Ama onlar bize gelsin, onlar bizden arabuluculuk yapmamızı beklesinler isterdim.
Geçen yıl Türki cumhuriyetlerin katıldığı Türk Kurultayı yapıldı.
Bu kurultayda, Türkiye Türkçesi katılımcı ülkelerin arasında yapılacak her türlü resmi görüşmede kullanılacak “ortak dil” olarak belirlendi.
Ortak Türk tarihi yazılması, okullarda birlikte belirlenecek ortak “din kültürü ve ahlak bilgisi” dersi okutulması kararlaştırıldı.
Ortak alfabe belirlenmesi istendi.
Kaç gazete yazdı?
Kaç televizyon bahsetti?
Turan sevdalarıyla 90.000 askerimizi yok yere şehit eden hainlerin torunları, şimdilerde en prestijli gazetelerin, dergilerin köşelerini kapmış durumda…
Kaçı bahsetti?
Bakü-Tiflis-Ceyhan Hattı…
Yüzyılın projesi…
Utanmasalar arka sayfa güzellerinin yanına koyacaklardı bu haberi.
Türkiye, enerji ithalat ve ihracatının göbeğinde bir ülke…
BTC çok önemli bir projeydi .
Aynı şekilde Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz hattı da böyle olacak.
Türkiye enerji ithalat ve ihracatının beşiği haline geliyor. Enerji kaynaklarından zahiren yoksun, ama enerji kaynaklarına en yakın ülke.
Bu yüzden de AB ve ABD’nin vazgeçemediği bir ülke.
Yıllar yılı “Türkiye’nin jeopolitik konumu şöyle önemli, biz böyle önemli ülkeyiz” diye dillendirilen, ders diye okutulan, uyutma stratejisi tabanlı safsatalar bugün eyleme dönüşüyor.
Ama..
İsterdim ki bütün bu hamleler oluşum aşamasında olmasaydı.
Niye bu kadar şey yazdım?
Bir asır kaybettik, bir asır…
Hele soğuk savaşı izleyen altın yıllar…
Çok yazık…

