Tarihin Dönüm Noktasında Türkiye Ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
Biz de zannedildiği kadar derin bir kurumlar arası çatışma yok.
Bir asker-polis çatışması veya asker-hükümet çatışması da yok.
Ama iyiler ve kötülerin kıyasıya mücadelesi var.
Bu kadar gürültü çıkmasının geri plandaki sebebi ise, iyi ve kötü arasındaki mücadelenin Cumhuriyet tarihinde ilk defa bu ölçüde denk konuma gelmesi.
Amiyane tabiriyle “kafa-kafaya”, ölüm kalım mücadelesi havasında bir çekişmeye şahit oluyoruz.
Ülke içindeki çekişmelerin doğurduğu kutuplaşma, hem devletin kurumları arasında hem de toplum içinde “iyi” ve “kötü”nün mücadelesi, devlet ve toplum olarak sağlamamız gereken mutabakatın önüne set çekiyor.
Ne devletin kurumları birbiriyle bütünleşebilmiş durumda, ne de toplum devletle…
İşte bu çelişki bizi yiyip bitiriyor.
AB yolunda, Irak’ta, Kıbrıs’ta harcamamız/kullanmamız gereken enerjiyi Çankaya savaşları yolunda harcıyoruz.
Dünyaya açılan, şu coğrafyanın her metrekaresinde yeniden ağırlığını hissettirmeye başlayan Türkiye’nin önünü kesmek isteyenler, her türlü açılımı hıyanet-i vataniye ilan etmeyi marifet bilenler, ülkeyi karanlığa götürmek uğruna gündemi bir seçime hapsetmek isteyenleri, açıkça söylüyorum, gelecek nesiller “lanetleyecekler”.
Devlet içinde bir mücadele dedik ama… Ülke içindeki art niyetli güçler “ayakta kalma”, hatta “var olma” mücadelesi veriyor desek daha doğru olurdu.
Türkiye tarihinin dönüm noktasıdır diye ileride uzun uzun bahsedeceğimiz yılları yaşıyoruz sindire sindire.
Hatta belki de dünyanın…
Türkiye’de nasıl Danıştay saldırısı için “laikliğe kurşun” diyenlere gülüp geçiyorsak, dünyada insanlar ticaret merkezine inen uçaklara gülüp geçiyor.
Türkiye’ye paralel, Batının şer güçleri de dünya vitrininde ikinci yüzleriyle hesaplaşırken, acziyetin zirvesini yaşıyorlar.
Batının kurduğu sistem kendi kendini boğmak üzere…
Bugün herkes ibretlik zulüm ile Irak’a girenlerin, nükleer silah aramadıkları gerçeğini “belge” ve “delilleriyle” biliyor.
Ve cumhurbaşkanlığı seçimi…
Kabul ediyorum ki önemli. Ama…
Şunu da kabul etmeliyiz, hangi kesimden olursa olsun Cumhurbaşkanlığı seçimini ölüm kalım mücadelesine dönüştürenler yanılıyorlar.
Yani ne “tehlikenin farkında mısınız?” diye ağlayanlar, ne de “fırsatın farkında mısınız?” diyerek adeta ağzının suyu akanlar bu seçim sonrası Türkiye’sine doğru analizlerle yaklaşıyorlar.
Misalle, Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa Türkiye ertesi gün İran olmayacak. Tersinden düşünecek olursak Türkiye bir anda toz pembe bir sayfa da açmayacak.
Benim söylemek istediğim Türkiye’yi bekleyen güzel günleri cumhurbaşkanlığı seçimlerine bağlamak bu halka bir anlamda “hakaret” olur.
Bu ülkeyi güzel günlere taşıyacaksak bunu ancak “millet” olarak başaracağız.
Binlerce yıllık milli, manevi değerlerimize sarılarak, sahip çıkarak…
“Uyanık” kalarak…
Bitmek bilmeyen asırlık psikolojik harekata karşı bıkmadan, yılmadan mücadele vererek…
Okuyarak,
Öğrenerek,
Düşünerek…
Ve unutmadan…
Geçmişten ibret alarak…
Bir de son söz:
“İnsanlar hak ettikleri gibi idare edilirler.”


Mart 14, 2007 at 9:24 pm
Doğrusu,gerçekten de tam üzerine basmışsınız!
İlk kez böyle kafa kafaya tabiri caizse.
Ve bu mücadelenin gerisinde yatan sebepler nedir ki?
Acaba açıklansa kanunlar dairesine girer miyiz drsiniz?
Ve sorfulanıp,kodese kynulur muyuz???
Mart 14, 2007 at 9:25 pm
Doğrusu,gerçekten de tam üzerine basmışsınız!
İlk kez böyle kafa kafaya tabiri caizse.
Ve bu mücadelenin gerisinde yatan sebepler nedir ki?
Acaba açıklansa kanunlar dairesine girer miyiz drsiniz?
Ve sorgulanıp,kodese kynulur muyuz???
Mart 16, 2007 at 8:57 am
Şimdilik o noktada fazla açıklamada bulunmayalım isterseniz:)
Milletimiz uyandı, ve bu dalga fersah fersah yayılıyor.
Şunu da gönül rahatlığıyla söyleyebilirim Cenk Bey:
İsterlerse N.Sezer’i kopyalayıp yapıştırsınlar.
Ama bu milleti içnde bulunduğu “uyanış ve değişim-dönüşüm” içinden çekip alamayacaklar.
Muhabbetle….
Mart 19, 2007 at 10:10 pm
İnşaallah kelimelerinizin ihlası yüreklerimize ve bilinçlerimize yansır.
Ve rahmeti hak ederiz…
Selametle…