Cumhurbaşkanlığı Seçiminde İki Kıstas

ozal1704h1.jpgsdemirel2912h.jpgahmet_necdet_sezer.jpgsoru.jpg

Bir çok hususu anlayamıyoruz ama işin en kötü tarafı hem halk arasında hem de birikimine güvendiğimiz insanlar arasında dönen Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmalarında nefsi konuşmamaktan, duygularımızı bir kenara koyamamaktan kendimizi bir türlü alamıyoruz.
Daha vahimi, seçim sonrasından bahseden bir analize ne rastlayabiliyoruz, ne de seçim sonrası hakkında en ufak bir fikrimiz var.
Bütün tartışmalar seçim gününe, seçilecek kişiye dayanıyor ve orada takılıp kalıyor.
Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olmalı mı, olmamalı mı?
Çıkacak mı çıkmayacak mı?
Kim cumhurbaşkanı olmalı?
Bu haybeye tartışma böyle sürüp gidiyor.
Oysa ki bizim cumhurbaşkanı adayında aramamız gereken asıl iki kıstas var, ki bu iki kıstas da kafamızı kurcalayan onca sorunun temelinde yatıyor:
 

1 Seçilen aday parti içinde bir hilafa sebebiyet verecek mi?
Bu soru önemli çünkü mevcut şartlar ve kim yaparsa yapsın anketler gösteriyor ki Türkiye’de “tek” başına iktidara gelebilecek “tek” parti AK Partidir.
AK Parti çok ahım şahım bir parti mi?
Kesinlikle “hayır”.
Ama görüyoruz ki bugünkü siyasi parti kadroları, geçmişte yaşanan tecrübeler, ortaya koydukları icraatlar, başta dış siyasetiyle Türkiye’nin geldiği durum gösteriyor ki AK Parti ehven-i şerdir, yani mevcutlar arasında en iyisi, tercihi makbul olanıdır.
Türkiye yeniden siyasi istikrarsızlığın getirdiği ekonomik krizler, otorite boşluğunun getirdiği bürokratik egemenlik, bekle görcülüğün getirdiği bunalımlar içinde yeniden yıllarca geriye gitmek istemiyorsa…
Ak Parti Cumhurbaşkanlığı seçiminden kan kaybederek değil, gücüne güç katarak çıkmalıdır ki…
“Koalisyonlar rezaletine” üzerinden henüz beş yıl geçmişken tekrar geri dönmeyelim.
 

2 Cumhurbaşkanı adayı rejim heveslisi değil, “reformcu” olmalıdır.
Burada karşımıza iki alternatif çıkıyor.
Madem ki AK Parti Cumhurbaşkanlığı makamını devlet egemenliğinden kurtarıp milletin egemenliğine devredecek, o zaman Çankaya’ya çıkacak kişi, şahsi hırs ve çıkarlarını bir kenara koyup gerekli demokratik reformların öncüsü olmalıdır.
Ya parlamenter sistem hakkıyla gözden geçirilerek Cumhurbaşkanı yetkilerinden arındırılmalı ve “sembolik” bir “noter” makamı haline getirilmelidir,
Ya da Cumhurbaşkanlığı seçimini halkın yapacağı bir sistem değişikliğine gidilmelidir.
Bu reformlar olmazsa unutmayalım ki yarın bir Ahmet Necdet Sezer daha gelir, o koltuğa oturur.
 

Şimdi gelelim bizim tartışıp durduğumuz sorulara:
Tayyip Erdoğan çıksın mı çıkmasın mı?
Kim çıksın?
Bu iki kıstas yerine gelecekse Demirel de çıksın,  Tayyip değil Emine Erdoğan olsun, uzatın süresini Necdet Sezer oradan ayrılmasın.
Şu olsun, bu olsun…
Mühim olan gönlümüzden geçen değil, şu yukarıda dediklerimiz olsun.

Explore posts in the same categories: Gündem, Siyaset

Comment: