Ermeni Meselesi: Gözden Kaçanlar, Çözümsüz Zannedilenler
Çok Boyutlu Sorun
Ermeni meselesinin temeli, bütünüyle Ermenistan ve diyasporanın Türkiye’ye dayatmaya çalıştığı soykırım iddialarına dayanmıyor.
Esasen sorun bu konuda Ermenistan’ın, diyasporanın meseleye yaklaşımından, takip etmekte kararlı oldukları çözüm metodundan kaynaklanıyor.
Sorunun çözümü konusunda kafa yoracaksak, meseleyi bütün boyutlarıyla, sil baştan yeniden gözden geçirmek, duygulardan uzak, devlet menfaatlerini göz önünde tutarak ama her şeyden önce bu coğrafyada bin yıllık bir geçmişe, devlet geleneğine, tarih ve medeniyet misyonuna sahip bir devlet olduğumuzu unutmadan hareket etmemiz gerekiyor.
Meseleyi farkı açılardan gözden geçirecek olursak….
Koçaryan Hükümeti, Türk Düşmanlığı
Öncelikle Ermenistan adına ilk büyük sorun Koçaryan hükümetidir.
Koçaryan, Petrosyan’ın kısmen uzlaşma eğilimli politikalarının aksine, “Türk düşmanlığı ve Ermeni ırkçılığıyla” örülü söylemlerle taşıdı kendini iktidara.
Koçaryan’ın tamamen düşmanlığa dayalı söylemleri, halk arasında rağbet görüyor.
Yani Koçaryan’ın “koltuk sevdasının” sorunun çözümüne gölge düşürdüğüne şüphe yok.
Tabi yalnızca bu açıdan değerlendirmek doğru olmaz, çünkü Koçaryan’ın Rusya desteğiyle iktidara geldiğini bilmeyen de yok.
Rusya’nın bölge politikalarını şekillendirirken Ermenistan’dan faydalanması, Karabağ sorunu gibi Azerbaycan’ı ilgilendiren politikalarda çözüm yolu bulunmasını zorlaştırıyor.
Karabağ işgalinin Ermenistan’a verdiği zarar kadar, Rusya bu haksız durumdan “fayda” elde ediyor.
Çünkü Karabağ bir anlamda Azerbaycan’nın göbeğini Rusya’ya bağlayan önemli unsurlardan biri.
Karabağ İşgali, Hocalı Katliamı ve Rusya
Ermenistan Türkiye’yi her daim soykırımla anıyor.
1915’te yaşananların henüz hiçbir tarafsız kurum/komisyon vb. önünde soykırım yapıldığı yönünde “sağlam” belgeler bulunamamışken, buna karşın Hocalı katliamı bütün dünyanın gözü önünde yapılmasına, bu katliamın bütün fotoğraf ve videoları ortadayken uluslararası kamuoyu Ermenilerin yaptığı “Azeri Soykırımını” görmezden geliyor.
Karabağ’ın işgalinin ötesinde Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki husumeti derinleştiren bu mesele elbette ki Türkiye-Ermenistan ilişkilerine de doğrudan etki ediyor.
Ermenistan Karabağ katliamını/işgalinin silahlarını büyül ölçüde Rusya’dan elde etti.
Rusya’nan işgale olan siyasi ve askeri desteği konusuna bir önceki bölümde değindim.
Soykırım Tasarıları ve Diyaspora
Ermenistan, diyasporanın saçma sapan girişimlerinin Ermenilere verdiği zararı artık görmek zorunda.
Diyaspora da Ermenilerin, Batının rezil diplomatik yöntemlerine alet olmaktan başka işe yaramadıklarını görmeli.
Soykırım tartışmaları, Türkiye ve Ermenistan arasındaki bir meseledir.
Bu mesele ise ancak bu iki devletin kurduğu “diyalog” vasıtasıyla oluşturulabilecek bir ortak zeminde çözülebilir.
Eğer sözde Ermeni soykırımı dünyadaki bütün devletlerin meclislerinde kabul edilse dahi Ermenilerin çözüme ulaşabilmek için dönüp dolaşıp geleceği yer Türkiye’dir.
Soykırımı kabul eden devlet sahneden çekilir, senaryonun asıl kahramanları baş başa kalır.
Veya Fransa gibi bırakın dış siyasetini, iç siyasi meselelerine bu konuyu alet ederek dünya kamuoyunda kendini gülünç duruma düşürür, rezil eder.
Soykırımı kabul etmeyip de rafta bir tehdit olarak bekleten devletler ise uluslararası ilişkilerin temel kuralı olarak, kendi menfaatlerine yönelik tavizleri Türkiye’den talep ederler, edecekler.
Ermenistan kör olmamalı…
Bugün ABD, soykırım yasası tavizi/tehdidi olarak Mahmud Abbas’ın Türkiye ziyaretinde, yanında İsmail Haniye’yi görmek istemediğini söylüyor.
Ermenistan görmeli ki bu tür ucuz diplomatik cambazlıklar Türkiye’nin menfaatleri önünde ciddi tehlikeler değildir.
Ama tutundukları bu anlamsız politika karşılığında Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Bakü-Tiflis-Erzurum hatları kendilerine dönen “okkalı” birer tokattır.
Özetleyecek olursak, Ermenistan’ın izlediği politika sorunun çözümüne zerre miktar hizmet etmemekle birlikte, kendi devlet menfaatlerine her geçen gün daha fazla zarar veriyor.
Sınır Kapısı ve Sınır Ticareti
Türkiye-Ermenistan sınır kapısı kapalıdır fakat Türkiye ile Ermenistan arasında ticaret de yapılmıyor dersek yanılmış oluruz.
Biraz amiyane olacak ama Ermenistan’a Gürcistan üzerinden giden tırlar olmasa Ermenistan “aç” kalır.
Dolayısıyla Türkiye ile Ermenistan arasında kısmi bir sınır ticareti sorunu var dersek daha doğru olur.
Gözden Kaçanlar, Öneriler, Tavsiyeler
Çok boyutlu bu sorun hakkında diyebiliriz ki:
1 En başta bu sorunun yalnızca Ermenistan ve Diyaspora’nın etkili olduğu batılı devletlerin bize dayatmaya çalıştığı sözde soykırım iddialarıyla, hatta Ermenistan ve Azerbaycan arasında olan husumet ve anlaşmazlıklarla sınırlı olmadığını görebilmek gerekiyor.
2 Türkiye’nin, takınabileceği tavizkar tavırlar sorunun çözümüne yönelik bir adımın atılabilmesinden öte kapıların tamamen kapanabilmesine de yol açabilir.
Bahsettiğimiz üzere iktidarının dayanak noktasını Türk düşmanlığı ve Türkiye’ye yönelik şımarıkça saldırılar, uzlaşmaz adımlar üzerine bina eden Koçaryan hükümeti, atılan bir adım taviz “görünümlü” dahi olsa bunu Ermeni kamuoyu nezdinde lehine kullanacaktır.
Koçaryan’ın iktidarını güçlendirmesi de elbette Petrosyan misali daha uzlaşmacı bir iktidara yolları kapatabilir ki daha kötü olanı da çatışmacı siyasetin halk arasında daha fazla kabul görmesi, halkın inancının bu yönde artması olacaktır.
Koçaryan zihniyeti değişmeli, ya da Koçaryan gitmeli.
Misalle, Suriye’nin içinde bulunduğu mevcut diplomatik yalnızlığı göz önünde bulundurmalıyız fakat “Beşar Esad” faktörünü gözden kaçırmak da hata olur.
3 Ermenistan sınır kapısının açılmasının Türk ihracatında oluşturacağı patlama rakamlarında doğruladığı bir yalandan ibarettir.
Zaten belli miktarda ihracat yapılan 3 milyon nüfuslu fakir Ermenistan için sınır ticareti daha hayatidir.
Sınır kapılarının açılması maddi getirilerin üzerinde daha çok diyalog sürecini hızlandırabilir.
4 Hrant Dink suikasti akabinde oluşan duygusal ortamda Ermenistan’dan gelen “Diplomatik ilişkileri başlatmaya hazırız” girişimi tabii ki yeni bir gelişme değildi.
Bu duygusal ortamda “açın kapıları/yıkın tabuları” edebiyatı çok akıllı bir yaklaşım değildi.
Sınır kapıları pazarlık yapılmadan açılmamalıdır.
Fakat diplomatik ilişkilerin pazarlığa bağlanması gülünç oluyor.
Şunu artık kabullenelim: Ermenistan’la yüz yüze görüşmedikçe sorunlar çözülemez.
5 Bölge ülkelerinin politikalarını ABD/Rusya/İran etkisinden kurtarabilmek için Türk ekonomisinin daha güçlü ve istikrarlı hale gelmesi gerekiyor.
Sınır kapısının açılmasını, diplomatik ilişkilerin başlamasını Karabağ işgalinin bitirilmesi gibi tavizlere bağlamak Rusya’nın Ermenistan üzerindeki etkisini gözardı etmek anlamına geliyor.
İşgal sorununun aşılabilmesi için önce Ermenistan Türkiye’nin “kıymetini” anlamalı.
Paranın yüzü sıcaktır.
Ekonomik olarak Türkiye’den yararlanabilen Ermenistan ancak bu şekilde siyaseten de Türkiye’ye yakınlaşabilir.
Ermenistan üzerindeki Rusya etkisini kırabilmek için Ermenistan öncelikle tabir-i caizse Türkiye’nin ona sunduğu nimetlerden faydalanabilmelidir.
Aksi durumda Türkiye sokakta “topumu vermiyor” diye oturmuş ağlayan çocuklara benzemeye devam edecek.
6 Soykırım konusu da ancak diplomatik ilişkilerin başlamasından sonra masaya yatırılabilir.
Daha önce söylediğim üzere Ermenistan bu konuyu Türkiye ile görüşmelidir.
Batı parlamentolarında kabul edilen tasarılar husumeti artırmaktan ileri gidemiyor.
Sorunun daha da fazla içinden çıkılmaz hale getirmekten başka işe yaramıyor.
Son Söz
Çözüm isteniyorsa ilk adımı atması gereken ülke Türkiye…
İlk adım da diplomatik ilişkileri koşullara, tavizlere bağlamamak…
Birkaç gün önce İttihat-Fenerbahçe maçıyla gazetelerden, televizyondan gelişmeleri hayretle izledik.
Amiral geminin statükoculukta zirve isimleri dahi en fazla “Niye Daha Fazlası Olmasın?” diyebildi.
Türkiye-Suriye ilişkileriyle Türkiye-Ermenistan ilişkileri karşılaştırılabilir mi?
Hele bir konuşmaya başlayın bakalım muhatabınızla….
İşte o zaman ağzınız açık kalacak.

