“İhanet…”

nannen_01_500.jpgelif-safak2.jpgmalatya.jpgjpg.jpg

Provokasyonlaşan Tartışma Komedisi
Malatya’daki rezil saldırının ardından Star gazetesi bu anlamlı manşeti attı:
“İhanet”…
Bu anlam dolu eylem ancak yine bu kadar anlamlı nitelendirilebilirdi.
Olayın arkasından artık klasikleşen provokasyon muydu değil miydi gibi tartışmalara girdik.
Malum basın satır altından bir anda halkı hoşgörüsüzlük, tahammülsüzlükle suçlarken bir yandan da İslam’a saldırmayı fırsat bildi.
Bir kesime göre bu olay bir provokasyon değil, halkın farklılıklara olan hoşgörüsüzlüğü, tahammülsüzlüğüydü.
İşte bu zaten yıllardır süren giden rezaletin iki ayağıdır.
Halk olanca çabalarla doldurulur, ardından sanki hiç beklenmeyen bir olay havasında gerçekleşen “provokasyondan” yine halk sorumludur.
Kendilerinin ürettiği bu tartışma aslında yapılan bu provokasyonun devamı gibidir, gibi ne kelime zaten öyledir.
Sorunu halkın içinde ararlar, Trabzon’da ararlar, Mersin’de ararlar, dinde ararlar fakat sorun onların zihinde, kalbinde…
Velhasıl az biraz dünyayı bilen, Türk siyasetini takip eden, Türkiye şartlarını kavrayabilen ve niyeti halis herkes bu olayın provokasyon olduğunda birleşti.
 

Üç Koldan Provokasyon
Ülkeyi karıştırmak isteyenler bilhassa AKP döneminde kendilerine çok çeşitli repertuarları arasından üç ayrı strateji belirlediler.
Bunlardan birincisi laik-antilaik çatışmasının körüklenmesidir.
Diğerleri ise Türk-Kürt çatışmasının körüklenmesi ve azınlıklara yapılan saldırılar vasıtasıyla Türkiye’nin başta AB olmak üzere dünyaya rezil edilmesi, küçük düşürülmesidir.
Büyük ölçüde Danıştay saldırısının ele yüze bulaştırılması, devletin en tepesindeki laikçilerin dahi verdikleri ezber demeçlerle komik düşmesi laik-antilaik kutuplaşmasını diğerlerine nazaran başarısız kıldı.
Bu tür bir gerilime sebebiyet verecek bir eyleme o gün bu gün rastlayamadık.
Şemdinli arkasından yaşananlar yine bir çok kişinin maskesini düşürdü.
Türk-Kürt çatışmasına yönelik eylemler kısmen PKK eylemlerinin artması, DTP’li bazı PKK yandaşlarının maksatlı açıklamalarıyla birlikte devam etse de bu koldan her türlü eylem Barzani’nin takındığı hırçın tavır üzerinden K.Irak’a asker sokmak gibi daha profesyonel tartışmalara kaydı.
Bu milletin %99.9’unun tasvip etmeyeceği, azınlıklara yönelik hain provokasyonlar ise Dünya kamuoyu’nda bütün Türkiye’ye mal edilmekle birlikte devam ediyor.
Aynı zamanda diyebiliriz ki ülke içinde oluşturulmak istenen kamplaşmalara yönelik gerçekleşen provokasyonları millet yemediği için eylemler daha çok dünya kamuoyunu ilgilendirir nitelik kazandı.
Rahip Santoro cinayeti, Hrant Dink suikasti sonrası Malatya saldırısı da bizi Dünya önünde küçük düşürdü, gözler yeniden negatif hislerle Türkiye’ye çevrildi.
 

Provokasyon mu Sorusunun Cevabı Eylemin Amacında
Yazmak için bilgisayar başına oturduğumda “Bölgesel Liderlikten Küresel Liderliğe” başlıklı bir yazıyı tasarlamış, yazmaya başlamıştım.
Derken Malatya’dan gelen bu haberle yazıyı yazmaktan vazgeçtim.
Daha sonra düşündüm ki benim bu kendi çapımda, hayatımda gerçekleşen küçük değişiklik bile olayın özünü açıklamak için yeterliydi.
Ben tıpkı Hrant Dink suikasti sonrasında olduğu gibi Türkiye’ye dönmeye karar vermiştim, anladım ki birileri yine bizi bu ülkeye hapsetmek için ellerinden geleni yapmışlar.
Olayı bir haber sitesinden öğrendim.
Fakat henüz bizim DarbeTürk haricindeki ciddi haber kanallarımız olay yerine canlı bağlanamamışken, yabancı ajanslar bu haberi geçmeye başladı.
Bu da hemen ilk aşamada kafamdaki yap-bozu tamamlamamda yardımcı oldu.
İtalyan bir rahip, Avrupa’da özellikle Fransa’da güçlü lobisi bulunan Ermenilerden bir gazeteci ve son olarak içlerinde bir Alman’la katledilen misyonerler ki o Alman orada olmasaydı bu provokasyon hiç gerçekleşmeyebilirdi bile diyebiliriz.
Avrupa’da herhangi bir ülkede Kur’an bastırdıkları ve dağıttıkları için boğazları kesilen Türkler olduğunu düşünün.
AB sınırları içindeki insanların olayı nasıl algılayacağını gözlerinizin önünden geçirin.
İşte bu olay daha çok AB halkları nezdinde Türkiye’nin AB sürecine vurulan büyük bir darbedir.
Özellikle AKP iktidarı ve 1 Mart tezkeresinin reddi sonrasında Türkiye’ye biçilmeye çalışılan Doğulu Ülke/İslamcı Ülke/Batı karşıtı ülke imajına gayet katkıda bulunan bir gelişmedir.
Türkiye’yi Batı ile Doğu arasında bir köprü olarak görmeye tahammül edemeyenlerin güle oynaya karşıladıkları bir gelişmedir.
Dünyaya açılmayı, ihracat ve yabancı yatırımlar yoluyla gelen ekonomik büyümeyi, bunlar aracılığıyla ortaya çıkan daha demokratik bir ülke ihtiyacını, uyum paketleriyle gelen demokratik reformlardan ödü kopanların göbek attıkları bir gelişmedir.
 

Uluslararası “Ulusalcı” Provokasyon
Son dönemde yaşanan bir çok provokatif eylemin ardından zaman zaman ispatlanan ulusalcı bağlantılar çıktı.
Ama diyebiliriz ki ulusalcılar veya bu dönemde de bu maskeyi kullananlar eylemlerden önce oluşturulan “hedef gösterme” kampanyalarının en ucunda yer aldılar.
Malatya saldırısı sonrası konu 32.Gün’de tartışıldı.
Programın başında Malatya’dan canlı bağlanan Türkiye Protestan Kiliseleri Birliği Başkanı İlhan Özbek ve ATO Başkanı Sinan Aygün arasında geçen sert diyaloglar da bu konuda önemli ip uçları veriyordu.
Özbek, 2003 ATO raporu gibi misyonerlik faaliyetlerine yönelik asılsız iddialarla dolu yayınların Türkiye’deki hristiyanlara yönelik bir cadı avını başlattığını söylüyordu.
Ve eklediği şu husus belki de en önemli olanıydı,:
“Sizin sorununuz bizi AB sopası olarak görmeniz. Türkiye’nin AB sürecini baltalamak için bizi kullanıyorsunuz!”
Bir hristiyan vatandaşımızdan bunları duymak tüylerimi diken diken ediyordu.
İnanın Sinan Aygün büyük bir suçluluk duygusuyla üste çıkmaya çalışırken halinden samimiyeti belli olan o Hritiyan’ın sözlerine inanmamak ve onu haklı görmemek elde değildi.
 Son Söz
Aksiyon’da okudum.
Çok hoşuma gitti:
“Kaostan nizam doğmaz”

Explore posts in the same categories: Gündem, Toplum

One Comment on ““İhanet…””

  1. Tunç Says:

    Mehmet Bey,

    Söylediklerinize katilmamak elde degil. Basin mensuplarinin degisik görüslerde olmalarini anlarim ama her türlü kiskirticiliga çanak tutmalari ne rastlanti olabilir ne de kötü gazetecilik. Bu gazeteciler neden Türkiye’yi sevmiyorlar? Neden iyi haberleri vermiyorlar? Neden kiskirtici sekilde halki bölmeye gayret ediyorlar?

    bu da suç degil mi? 1977-80 arasinda bomba krokileri bile yayinladi bizim gazetelerimiz. Ama kimse hesap sormadi. Neden?

    Muhabbetle


Comment: