Ne Yapsanız AKP’ye Yarıyor: Seç-Beğen-Oku
Cumhurbaşkanını Halk Mı Seçmeli?
AKP ve Tayip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adayını belirleme sürecinde bence gayet olumlu sonuçlar veren “ketumiyet” stratejisini kaldıramayanlar, gol yiyenler, nasıl olup da devletin zirvesini “kardeşine” bıraktığına anlam veremeyenler, karalama kampanyalarını Fransa seçimini örneklendirerek sürdürüyorlar.
Utanmadan…
Oysa kendileri de bal gibi biliyorlar ki Türkiye bir “yarı-başkan” değil, parlamenter demokrasi usullerince “sembolik” bir Cumhurbaşkanı seçecek.
Cumhurbaşkanının yetkilerini değil seçim usulünü öne sürüyorlar.
AKP için bu noktadan sonra sorgulanması gereken ancak 4,5 yıllık iktidarları boyunca kendilerini canından bezdiren “sorumsuz Cumhurbaşkanı yetkilerini” sınırlandırmak üzere bir çalışma yapıp yapmayacağıdır.
Aynı zamanda hatırlamalıyız ki Cumhurbaşkanlığı seçiminde hem adaylık süreci hem de seçim usulü için, gerçek demokrasi için Fransa’ya işaret edenler biliyorlar ki yürütmede bu kadar etkisiz ve sorumsuz bir Cumhurbaşkanını halkın seçmesinin bir “mantığı” yok.
ANAP niye bu kadar üstünde duruyor?
Buna “popülitika” denir, kandırmaca, üç günlük pozisyonlar.
Kendileri bilmiyorlar mı bu halk seçime gitse yine Abdullah Gül gelir?
Ali Bulaç’ın güzel yorumuyla:
ANAP ve DYP seçmeni genel seçimde gidip de Abdullah Gül’e oy vermez, ama Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı olarak görmek ister.
Birinci Tur Rezaleti
Gerek DYP’nin DP-ANAP geleneğine gerekse de ANAP’ın Özal çizgisine ters düşmesini bir tarafa koyalım.
Bu iki partinin seçmen üzerinde oluşturduğu yoğun antipatik havayı ve bir daha rüyalarında bile göremeyecekleri, kaçıp giden oyları bir kenara koyalım.
Süleyman Demirel-Mesut Yılmaz ikilisiyle yaptıkları sözde “el altından” görüşmeler…
Seçim başlamadan birkaç saat önce takındıkları muhtıradan haberdar tavırlarını tek kelime açıklıyor:
Rezalet…
Merkez sağ hiçbir tarihte bu kadar aşağılık bu kadar haysiyetsiz bir konuma düşmemişti.
Görüyoruz ki amblemlerden kravatlara partiyi yeşillere boyamakla olmuyormuş.
Gelinen son nokta mı?
Siz “tarih” oldunuz.
Ve bu tarihi okuyanlar bu kaypaklığı lanetleyecekler.
Görünen Tescil:
Erkan Mumcu, Mesut Yılmaz’ın kadrolarının zihniyetinin varisi, darbe işbirlikçisidir.
Her devrin hokkabazının şapkasından çıkan Ağar DYP’si de darbe işbirlikçisidir.
Sandık edebiyatçılarını millet sandığa gömecek.
Bekleyin, görün ki, ağlamaklı korkunuz, pişmanlığınız yüzünüzden okunuyor.Muhtıra Komedisi
Muhtıra konusunda bir çok yorum yapıldı ki ben bunun birinci turdan sonra oluşturulmaya çalışılan kaostan erken seçime havasına güçlü bir katkı yapabilmek amacıyla yayınlandığını düşünüyorum.
Anayasa Mahkemesi seçimi iptal ederse AKP oyları için %50 ve %60’lardan bahsediliyor.
Muhtıra, Anayasa Mahkemesine yorum bırakmadan, bu kozu seçim sonrasına saklamak kaydıyla hükümeti erken seçime zorlamak amacıyla verildiği, bilhassa görsel basının takındığı tavırdan anlaşılıyor.
Tabi bu arada seçim barajını aşabilecek bir parti 367’yi zorlar ki ANAP-DYP ikilisinin düştüğü durumdan sonra bu adres “MHP” olabilir.
Bu da ne kadar kısa olursa olsun provokasyonlarla dolacak bir seçim dönemi demektir.
PKK’nın dehşet saçacağı, bombaların patlayacağı, şehit cenazelerinin sıradanlaşacağı, Türk-Kürt çatışmasının alabildiğine körükleneceği bir dönem…
Dikkat edersek bu kritik süreçte milletvekiline sahip olmamanın da muazzam avantajına sahip MHP, kendini sakladı, baraj rekabetinde ise ibre şu an kendilerine dönmüş durumda.
İkinci bir husus da tabi ki Santoro-Dink-Malatya provokasyonları paralelinde muhtıranın da AB’den yoğun tepki görmesi.
Bu muhtıra AB sürecine yapılmış bir darbedir.
Bu muhtıra elimizdeki siyasi krizi bir “demokratik” krize çevirdi.
Siyasi krizin sebep olduğu ülke geleceğine yönelik bulanıklık şimdi karanlık bir hal aldı.
Son durum ise acele sıcak para çıkışıyla gelen bir ekonomik krizi tetikleyebilir ki işte en tehlikeli olanı da budur.
AKP’nin dayandığı ekonomik göstergelerin tersine dönmesi seçim adına AKP’nin aleyhine işlemeye başlayacaktır.
Gözden Kaçanlar
Yoğun siyasi gündem önemli bazı ülke içi gelişmeleri de gölgeliyor.
Hrant Dink suikasti iddianamesini mahkeme bir terör örgütüyle ilgili yeterli delil olmadığı gerekçesiyle iade etti.
Aylar önce yapılan sauna operasyonu sanıklarından üç kişi tahliye edildi.
Ve İstanbul valiliğinin ısrarlı açıklamalarına rağmen sendikalar ve dernekler 1 Mayıs gösterileri için halkı Taksim’e çağırıyor, bu yönde bildiriler dağıtılıyor.
Taksim’de yapılabilecek bir provokasyon için kısa zaman önce basında bir çok haber yer aldı.
Bununla birlikte 29 Nisan mitingi öncesi -her ne kadar toplanacak kalabalığın azalmaması için etkili basının bu habere hiçbir şekilde yer vermediği anlaşılsa da- canlı bombalar yakalandı.
Dünya durmuş bizi izliyor zannediyoruz ama bu etrafımızda oluşturulmaya çalışılan kasvetli havayla ilgili.
Güçlü Türkiye düşmanları bizi bir kaşık Cumhurbaşkanlığı seçiminde boğmak için olanca gayretiyle çabalıyor.
Beş yılda ülkeyi sokamadıkları havaya beş günde sokmaya çalışıyorlar.
“Tek yol erken seçimdir” sloganları dört bir yanı sarmış durumda ama çözüm seçimde değil, muhtıra sonrasında olduğu gibi iktidarın göstereceği siyasi-demokratik kararlılıktadır.
Bu Ülke “Normalleşecek”
Birinci tur sonrası belki de en anlamlı yazıyı Mehmet Altan yazdı.
Cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılan her türlü ayak oyununun boşa çıkacağını, bu ay değilse en geç üç ay içinde bu ülkenin normalleşeceğini, bunun kaçınılmaz olduğunu işaret ediyordu.
Çünkü ülke kaçınılmaz bir toplumsal dönüşümün içindedir.
Ülke insanı bilinçleniyor, yaşadığı ülkenin ve dünyanın içinde bulunduğu durumu artık daha iyi analiz ediyor.
Türkiye dindarlaşıyor mu?
Evet, dindarlaşıyor.
Ama bu dönüşüm tehlikeli bir süreci kapsamıyor.
Artık insanımız güçlü bir Türkiye ve adaletin hakim olduğu bir dünya hayal ediyor ve en önemlisi bunu bir mucize olarak görmüyor.
İşte çözümsüz siyaset ve her türlü anti-demokratik müdahale bu dönüşümün önünü kesmek için yeterli olmayacak.
Bu ülke normalleşecek.
Adaletin, hukuk üstünlüğünün, demokrasinin ve özgürlüklerin egemen olduğu, devleti ve cumhuriyeti hiç kimsenin babasının malı zannetmediği bir ülke olacak.
Bunu engelleyemeyeceksiniz.
Sonuç: Ne Yapsanız AKP’ye Yarıyor
AKP hakkındaki görüşlerimi daha önce yazdım.
Ekonomi ve dış politikada sürdürdüğü başarıyı takdir ettim.
İzledikleri demokratik reform sürecine de ülkenin normalleşmesi adına canı gönülden destek veriyorum.
Rahatlıkla söyleyebiliriz ki Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde izledikleri adaylık politikası diğer partilerin çok üstündedir.
Ama bir parti bu kadar mı şanslı olur?
İşte AKP’nin “özel” teşekkür borçlu oldukları:
En başta tabi ki CHP.
Tek başına iktidara gelebilmesi için olanca gayreti sarf eden ANAP-DYP.
Darbeciler, muhtıracılar ve şakşakçıları.
Salyangoz mitingcileri.
Nokta’yı kapatanlar.
367’yi uyduranlar, uyan zavallılar.
Şunlar… Bunlar…
Gördünüz mü şimdi nelerden konuşuyoruz?
İster Kasımda ister Haziranda AKP’nin %40 ila%60’lara varacak oylarından…
Muhabbetle…



